..:::HABERLER..::: ..:::HABERLER..::: ..:::HABERLER..::: ..:::HABERLER..:::
           Ordu Milletvekilimiz ve Kulübümüz üyesi Eyüp Fatsa Türkiye Futbol Federasyonu’nun kanununun görüşüldüğü oturumda yaptığı konuşma ile bu güne kadar meclis kürsüsünden yapılamayan tarihi bir konuşma yaparak tüm spor kamuoyunun takdirini topladı.

            Sayın Eyüp Fatsa’nın meclis kürsüsünden yaptığı konuşmayı harfine dokunmadan sizlere sunuyoruz;

           “Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Futbol Federasyonun Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı'nın yürütme maddesinde şahsım adına söz aldım. Bu vesileyle Başkanlık makamını ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

            Değerli arkadaşlar, üzerinde çok tartışılan bir konuyla alakalı bir düzenleme yapılıyor. Lehinde, aleyhinde çok şeyler söylendi, söylenenleri tekrar etmek istemiyorum. Bakanın vesayetinden Başbakanlık denetiminin kaldırılmasına, Genel Kurulun nasıl toplanacağına, hangi nisapta toplanacağından seçim kararını nasıl, hangi yüzdeyle alacağına, tahkim kurulunda görev alacakların kimlerden oluşacağına dair büyük ölçüde lehte aleyhte konuşmalar yapılmış olsa bile, iktidar ve muhalefet bir anlayış birliği içerisinde yasayı kanunlaştırıyoruz, iki günden beri de üzerinde konuşuluyor.

           Türk futbolundan, geleceğinden, durumundan hep söz edildi ama konuşmalar daha çok Federasyonun, Genel Kurulun nasıl yapılanacağı üzerinde yoğunlaştı. Evet, Federasyonun yapısı elbette ki futbol için önemlidir, ama son birkaç yıldan beri, özellikle son iki yıldan beri Türk futbolunun yaşamış olduğu sıkıntılar her gün televizyon ekranlarında, gazete manşetlerinde, kulüplerle alakalı, hakemlerle alakalı, yöneticilerle alakalı, futbolcularla alakalı, özellikle hafta sonlarında, işte, televizyonların spor programlarında, adeta, böyle bir divanıharp kuruluyor, bazıları infaz ediliyor, bazıları da beraat ediyor gibi çok şeyler konuşuldu. Aslında, ben, biraz da, arkadaşlarımızın, iktidar ve muhalefet adına söz alan, gruplar veya şahısları adına söz alan arkadaşlarımızın bu konularla ilgili de düşüncelerini ve beklentilerini bu kürsüde dile getirmelerini isterdim.

            Türk futbolu, Türk futbolunu söylüyoruz. Değerli arkadaşlar, Türk futbolu dediğimiz zaman, artık aklımıza kulüplerin paf takımları ve bir de Anadolu'daki amatör takımlar geliyor. Büyük kulüplerimize bakın. Geçen akşam Inter-Fenerbahçe maçını seyrediyoruz, Sayın Mustafa Denizli diyor ki: "Sanki Inter-Fenerbahçe maçı değil, Brezilya karması." Her seferinde kulüpler, 6 yabancıyı nasıl 7'ye çıkartırız? 7 yabancıyı nasıl 8'e çıkartabiliriz? Acaba, hangisini Türk vatandaşı yapmak suretiyle bir başka Türk gencinin gelişmesinin önüne engel koyabiliriz? Bunları tartışırken, hiç kimse bunları konuşmadı burada.

               Millî takıma oyuncu aranacak, kulüplerden gelmiyor. Büyük kulüplerde yok. Efendim, acaba hangi yabancı futbolcuyu Türk lisansı vermek suretiyle, Türk kimliği vermek suretiyle millî takımın hangi kademesinde oynatabiliriz? Bunların hesaplarını yapıyoruz. Bunların hesaplarını yapıyoruz, hiç kimse bunları konuşmuyor.

               Şimdi, Anadolu'da kulüplere bakın veya belli başlı büyük kulüplere bakın. Anadolu'daki bütün kulüpler, büyük kulüplerin altyapısı gibi çalışıyor. İşte, Sivas Spor örneği. Çok büyük de bir performans gösterdi. İnşallah lider de olur. Bütün Anadolu da destekliyor Sivas Sporu, ama, yetiştirdiği değerli futbolcuları, kıymetli futbolcuları, performansı yüksek futbolcuları sene sonunda Anadolu'daki kulüpler elinde tutamıyor. Niye? Büyük takımlar alıyor. Oynatıyor mu? Oynatmıyor. Dışarıdan yabancıyı getiriyor, onun yedeğinde bekletiyor, başka bir takımda oynamasına engel olduğu gibi, kendi takımında da oynatmıyor. Peki, Türk futbolu nasıl gelişecek? Türkiye'de sporcu, futbolcu nasıl yetişecek? Nasıl yetişecek?

               Gelirlerin paylaşılmasına bakın! İşte, yayın gelirleri, havuz gelirleri, bilmem ne gelirleri. Kaç tane takım alıyor bunu? Kaç tane takım? Dört tane, beş tane takımı geçmiyor. Diğer,     Anadolu'daki bütün takımlar fakruzaruret içerisinde, borç bataklığında. Sezonun yarısında oyuncusu gidiyor, sezonun yarısında hocası gidiyor. Niye? Parasını ödeyemiyor. Yani, bütün bunların da burada enine boyuna tartışılması gerekirdi.

               Şimdi, her kulüp dışarıdan kendi ekonomik gücüne göre bir futbolcu buluyor. Efendim, bu Türk futboluna veya gittiği kulübe bir imkân sağlar mı sağlamaz mı buna bakılmıyor. Ama bunların da mutlaka bir standardının olması lazım. Nasıl? En azından eğer bizim ülkemize dışarıdan bir futbolcu gelecekse bulunduğu ülkenin millî takımında oynama başarısını göstermesi lazım, gelsin bize bir faydası olsun. Bizim oyuncularımızdan daha az performansa sahip olan oyuncuları getiriyoruz, kendi oyuncularımıza gelişme ve kendini ispat etme, kendini ortaya koyma imkânı veremediğimiz gibi Türk futboluna da doğrusunu isterseniz bir katkı sağlamış olmuyoruz.

                Hocalarımızla ilgili durum da budur. Sezonun sonunda veya ortasında, başında bir yerde bizim yerli antrenörlerin hepsi saf dışı ediliyor, hiç ismi, adı sanı duyulmamış hocalar getiriliyor onların başına konuluyor.

               Değerli arkadaşlar, aslında söylenecek çok şey var ama… Hakemlerle ilgili meseleler, şike, bahis, iddialarla ilgili. Geçtiğimiz sene İtalya'da koca koca devasa dünya kulüplerinin nasıl kümeden düşürüldüğünü, nasıl cezalandırıldıklarını görmedik mi? Her şey ekranlarda, televizyon ekranlarında, 70 milyonun gözü önünde oluyor, ama biz gücümüzün yettiği takımlara saha kapatma cezası veriyoruz, seyircisiz oynama cezası veriyoruz sadece. Yani, bütün bunlara bir çare olmanın, bütün bu dedikoduların Türk futbolu adına bu olumsuz gidişatın ve kötü gidişatın giderilmesi noktasında da en az bu yasada, Futbol Federasyonu Genel Kurulu nasıl toplanıp nasıl karar alacağı kadar arkadaşlarımızın kafa yorması, burada düşünce üretmesi, fikir üretmesi gerekirdi diye düşünüyorum.”